Şu Matematikle bitmek bilmeyen İmtihanım:)

özgür eralp AÖF yönetim bilişim sistemleri
Sosyal medyada paylaşın

50 yaşındayım. Hatta bir kaç ay sonra 51 olacağım neredeyse. Bakın daha yazıya bile matematik yüzünden giremiyoruz:)

Ankara Hukuk mezunu bir avukat, kitle fonlama dünyasında bir girişimci ve yatırımcıyım. Günlerim sözleşmeler, projeler ve toplantılarla geçiyor ama şu an masamda, lise yıllarımdan beri peşimi bırakmayan o eski dostum:): Matematik-2 soru ve çözümleri!

Her şey aslında bir tesadüfle, daha doğrusu bir “göz hakkıyla” başladı. Başkent Üniversitesi Yönetim Bilişim Sistemleri (YBS) bölümünde Bilişim Hukuku dersleri veriyordum. Müfredatı o kadar hoşuma gitmişti ki, “Öğrenci olsam ve seçme hakkım olsa kesin bu bölümü okurdum” demiştim. Sonra bir arkadaşımdan Anadolu Üniversitesi’nin İkinci Üniversite programını duydum. İlgimi çekti. İnsanlarla sohbet ederken çok konuşurum onları konuşturmam ve konuştuklarını da dinlemem sanırlar. Oysa onlar farkında olmasalar da çok iyi bir dinleyiciyimdir ve onlardan duyduğum kelime hayatımın yönünü değiştirecek bir karar almamı bile sağlayabilir. Bakalım o arkadaş bu yazıyı okuyacak mı, kendisinden duyduğum ikinci üniversiteye aslında onun vesile olduğunu, kaydolup başladığımı ve hatta neredeyse bitireceğimi bilecek mi? Çalışsın sosyal medya algoritması ve bu mesajı göndersin kendine:)

Sınavsızdı, üniversite mezunu olmanız yetiyordu. Baktım YBS bölümü de var… “Yapıştırdım gitti!”. Kayıt için bir kez resmi olarak gittiğimi hatırlıyorum (arşive girip o günün fotoğrafını da bulacağım bir ara).

Şaka Gerçeğe Dönüşüyor

Başlarda sadece ilgimi çeken bir maceraydı. Ancak ders içeriklerinin kalitesi, hem üniversite okumuş hem de üniversitede ders veren biri olarak bana ciddi bir vizyon kattı. Şaka gibi başladı ama gerçeğe döndü, sınavlara girip geçmeye başladım. Düşünsenize Bilişim Hukuku dersinden sınava giriyorum. Ben olsam bunu değil şunu sorardım, bu iki şık olmamış vs düzeyindeyim:) Araya pandemi girdi, biraz soluklandım, biraz bazı sınavları kaçırdım derken… Bir de baktım ki son sınıftayım! Şaka gibi.
Bu arada belirteyim derslerin hepsi kolay değil bazıları gerçek çok zor ve gerçekten çalışmak zorunda kaldım:)
Hatta bu yazıyı hazırlarken baktım. 8 senedir okuyormuşum yahu:) iki üniversite biterdi o kadar zamana.

şöyle bir not gördüm sistemde : 2547 sayılı Yasanın 44. maddesine göre Fakültedeki azami öğrenim süresini aştınız. Kaydınızı yeniletmek koşuluyla süresiz olarak öğretime devam (sınavlara girme) hakkınız bulunmaktadır. 
Biz hukukçular belgeli konuşmayı severiz buyrun belgesi görselde mevcut:)

Geriye ne kaldı dersiniz? Bahar döneminin o meşhur, o başımın belası dersi: Matematik-2. İlk dönemden de tek bir soru yüzünden kaldığım bir ders var (YBS403U KARAR MODELLERİ 2025-2026 Güz Dönemi) ama asıl mesele bu matematiği verip mezun olmak. Oturdum, 50 yaşında türev, integral ve diferansiyel denklemlerle bakışıyorum. Ben anlamıyorum, onlar bana gülümsüyor.

“Pojon Artı Pojon” ve Sayısalcı Olma Yanılgısı

Bu ders çalışırken aklım sürekli lise yıllarıma, TED Ankara Koleji günlerine gidiyor. Kolejdeyken en yakın arkadaşlarım Ali, Kazım ve Fuat Matematik-Fen (MF) Sayısal sınıfını seçti diye ben de peşlerine takılıp sayısalcı olmuştum. Baktım olacak gibi değil, onlar şakır şakır çözüyor, ben bakıyorum. Sonradan anladım ki ben sayısalcı falan değilmişim, has be has “Eşit Ağırlıkçı/Sosyalci” yani Sözelciymişim!

Matematik hep bir travmaydı bende. İlkokulda kolej sınavlarına hazırlanırken Jale Tezer ve Yılmaz Tezer ile Çevre Sokak’taki özel ders günlerim (ki sonradan kurumsallaşıp çok güzel okullar açtılar sanırım, buradan onlara da selam olsun, bu dönemi ayrı bir yazıda anlatacağım)… Üniversiteye hazırlık sürecinde Ankara Selanik Caddesindeki Kolbil Dershanesi… Oranın derslerinden çok kantinindeki kaşarlı sucuklu tostunu hatırlıyorum nedense:) Dershane yetmeyince bir de efsane matematik hocamız Mehmet Pojon’dan özel ders alırdık. O dönemin prestiji şuydu: Kolbil + Özel Ders = Pojon artı Pojon! İnternette ara sıra o günlere dair izler arıyorum, buldukça mutlu oluyorum. Pojon Hoca’ya ve o dönemin öğrencilerine de kucak dolusu selamlar.

Kolej hayatım boyunca hiç sınıfta kalmadım, lise son sınıftaki o malum matematik dersi hariç! Hilmi Selbes- Yahu hocam ne olacak biraz not ekleyip geçirseniz halimiz belli işte:) Hilmi Selbes hocamıza ve öğrencilerine de selam olsun.

Düşünsenize paradoksu; üniversite sınavını kazanıyorsunuz ama liseden matematik yüzünden mezun olamama ihtimaliniz var. Tek ders sınavına girip zar zor geçmiş ve “Oh be, kurtuldum şu matematikten!” demiştim. Önce matematik gerektirmeyen ODTÜ Felsefe’ye (bunun macerası da ayrı bir yazı konusu), sonra da türevsiz integralsiz halledebildiğim 15 netlik bir matematik çalışmasıyla Ankara Hukuk’a kapağı attım.

Matematiksiz geçecek koca, huzurlu bir hayat beni bekliyordu… Ta ki YBS maceram başlayana kadar.

Devir Artık Sayısalcıların Değil!

Önümüzdeki hafta sonu ara sınavım var. YouTube’dan soru çözüm videoları izliyorum ama zihnim nostalji ile bugünün gerçekleri arasında gidip geliyor. Bir türlü derse konsantre olamıyorum eskiden kalan alışkanlık ne de olsa:) Yahu Matematik derslerinde hep hoca arkasını dönük tahtada çözerken sıraya kafayı koy uyu hayallere dal modundaydım hoca kızıp kaldırana kadar:) Kalınca tahtaya bakar çözmeye anlamaya çalışır yine vurur kafayı yatardım veya oyalanırdım işte kağıda birşeyler çiz vs filan biliyorsunuz öğrencilik işleri:)

Ve 50 yaşın verdiği o tecrübeyle şu tespiti yapmadan edemiyorum:

Yahu bu devirde şu matematik gençlere resmen zulüm!

Hesap makinesini falan geçtim, artık Yapay Zeka (YZ) var. Ne yapacak bu çocuklar türevi, integrali, diferansiyeli? Biliyorum, şimdi bazı sayısalcılar kızacak, “Olur mu öyle şey, analitik düşünce için çok önemli bıdı bıdı:)” diyecekler. Üzgünüm ama artık YZ var ve bu ezberci hesaplamalar o kadar da önemli değil.

Devir, sosyal zeka devri. O günün çocukları şimdi bence çok geç kalmadıysanız:) Çocuklarınızı YZ’nin yapabileceği değil, yapamayacağı işlere ve becerilere yönlendirin. Matematiğe, fiziğe, kimyaya değil tarihe, coğrafyaya, felsefeye, psikolojiye, sosyolojiye yönlendirin. İnsana, doğaya, empatiye, hikaye anlatıcılığına ve stratejik düşünmeye odaklansınlar.

Yani demem o ki; devir artık Sayısalcıların değil, biz Sosyalcilerin devri!
Hayat artık Sosyal Medyada akıyor gidiyor. bakın onun adıl bile Sosyal Medya- Sayısal Medya değil:)
Bana inanmıyorsanız ona inanın:)
Artık insanda zekanın sayısalı değil sosyali makbul.

Bu da o günlerin tabiriyle, lisede peşlerine takıldığım o sevgili sayısalcı kolejli dostlarıma kapak olsun. 🙂